20’lik Diş Çekimi

Ağız, Diş Ve Çene Cerrahisi 20’lik Diş Çekimi

20’lik Diş Çekimi

Yirmilik diş çekimi, çene arkının en gerisinde yer alan ve çoğu zaman yer darlığı sebebiyle sürmeyi başaramayan üçüncü büyük azı dişlerinin, cerrahi yöntemlerle ağız ortamından uzaklaştırılması işlemidir. Bu operasyon dişin çevre kemik dokusuna veya komşu dişlere zarar vermesini engellemek amacıyla gerçekleştirilen temel bir ağız sağlığı koruma prosedürüdür. Gömülü ya da yarı gömülü kalan yirmilik dişler, modern klinik protokoller dahilinde bölgeden alınarak çene yapısındaki baskı ve potansiyel enfeksiyon riski tamamen sonlandırılır. Hekim kontrolünde yapılan bu müdahale, diş diziliminin bozulmasını önlemek ve ağız içindeki biyolojik bütünlüğü yeniden tesis etmek için uygulanan en kesin çözümdür.

Evrimsel süreçte 20'lik diş çekimi neden bu kadar sık karşılaşılan bir duruma dönüştü?

Aynaya bakıp ağzınızı kocaman açtığınızda, en arkada yer alan ve genellikle temizlemesi eziyet olan o son dişleri fark etmişsinizdir. İnsanlık tarihi boyunca beslenme alışkanlıklarımız akıl almaz bir değişim geçirdi. Binlerce yıl önce atalarımız ateşi henüz tam anlamıyla kontrol edemiyor, gıdaları pişiremiyor ve etleri ya da sert kökleri çiğ çiğ tüketmek zorunda kalıyordu. Bu inanılmaz derecede sert ve lifli gıdaları öğütebilmek için devasa çenelere, çok güçlü çiğneme kaslarına ve elbette çok sayıda dişe ihtiyaçları vardı. O dönemlerde yirmilik dişler, hayatta kalmak ve doğru düzgün beslenebilmek için en büyük yardımcılarımızdan biriydi. Çene kemikleri öylesine genişti ki bu arkadaki dişler hiçbir engele takılmadan rahatça çıkabiliyor ve çiğneme fonksiyonuna tam destek veriyordu.

Ancak zaman ilerledi, tarım devrimi yaşandı, ateşi günlük hayatımızın merkezine aldık ve yemeklerimizi pişirerek yumuşatmaya başladık. Artık o devasa çenelere ve fazladan çiğneme kuvvetine ihtiyacımız kalmamıştı. Doğanın kusursuz bir mühendisi olan insan bedeni, kullanılmayan ve gereksiz enerji harcayan yapıları yavaş yavaş küçültme eğilimindedir. Çene kemiklerimiz nesiller boyunca giderek daha zarif ve küçük bir hale gelirken, genetik kodumuzdaki diş sayısı otuz iki olarak kalmaya devam etti. İşte bu yüzden günümüz insanının dar çene yapısı, tüm bu dişleri birden sığdırmak için çoğu zaman yetersiz kalıyor. En son süren yirmilik dişler de arkada kendilerine yer bulamayıp sıkışıyor ve çene kemiğinin içinde hapsoluyor. Bu anatomik uyumsuzluk, modern insanın hayatında yirmilik diş operasyonlarını son derece sıradan ve hayatın bir parçası haline getiriyor.

Hangi klinik belirtiler ortaya çıktığında 20'lik diş çekimi kaçınılmaz hale gelir?

Bir dişin ağızda tutulup tutulmayacağına karar verirken sadece o an yaşanan anlık bir sızıya değil dişin uzun vadede ağız içindeki genel düzene verebileceği zararlara bakılır. Yirmilik dişler, arkada sıkıştıkları için genellikle çıkmaya çalışırken çevre dokulara ciddi zararlar verirler. Özellikle yer darlığından dolayı öne doğru eğik çıkarak önündeki tamamen sağlıklı olan ikinci büyük azı dişine sürekli ve sinsi bir baskı yaparlar. Bu baskı, zamanla o sağlıklı dişin köklerinde erimeye veya iki dişin tam birleşim noktasında fırçanın asla ulaşamayacağı devasa çürüklerin oluşmasına neden olur. Çoğu zaman hastalar yirmilik dişinin ağrıdığını sanarak gelir, ancak asıl çürüyen ve kaybedilmek üzere olan diş önündeki o çok kıymetli çiğneme dişidir.

Sürece müdahale edilmesini gerektiren temel durumlar şunlardır:

  • Sürekli tekrarlayan apseler
  • Komşu dişte yapısal hasar
  • Ortodontik bozulma riski
  • Geçmeyen çene ağrıları
  • Kötü ağız kokusu

Bunun dışında, kemik içinde tam gömülü kalan dişlerin etrafını saran folikül dediğimiz koruyucu kılıf, zaman içinde hücresel bir değişim geçirerek içi sıvı dolu kistlere dönüşebilir. Bu kistler tamamen sessiz ve ağrısız bir şekilde büyüyerek çene kemiğini içeriden oyar, zayıflatır ve çok daha büyük cerrahi operasyonlara zemin hazırlar. Ortodontik açıdan bakıldığında ise, yıllarca tel tedavisi görüp dişlerini inci gibi dizdiren bir bireyin, arkadan gelen yirmilik dişlerin öne doğru yaptığı baskı yüzünden tüm dişlerinin tekrar çapraşıklaşması oldukça üzücü ve sık rastlanan bir senaryodur. Tüm bu riskler bir araya geldiğinde, sorunlu bir yirmilik dişin ağızdan uzaklaştırılması en güvenilir yol haline gelir.

Ağrı yapmayan ve tamamen gömülü olan dişler için de 20'lik diş çekimi yaptırmak gerekir mi?

Bu konu, sadece hastaların değil tıp dünyasının da üzerinde en çok durduğu konulardan biridir. Çene kemiğinin derinliklerinde tamamen uyuyan, ağız içine hiç açılmamış, dışarıdan hiçbir bakteri sızıntısına maruz kalmamış ve hastaya sıfır ağrı veren bir dişe dokunmak mantıklı mıdır? Bu sorunun cevabı hastanın yaşına, kemik yapısına ve dişin duruş açısına göre tamamen değişir. Eğer diş, önündeki dişe zarar vermeyecek bir açıda duruyorsa ve herhangi bir kist belirtisi göstermiyorsa, ömür boyu orada sessizce kalabilir.

Ancak işin içine yaş faktörü girdiğinde hesaplar değişir. Yirmili yaşların başında çene kemiği oldukça esnektir, kemik yoğunluğu nispeten daha düşüktür ve vücudun iyileşme kapasitesi zirvededir. İlerleyen yaşlarda kist oluşturma eğilimi gösteren bir dişi, hasta kırk veya elli yaşına geldiğinde kemik iyice sertleştiği için çıkarmak çok daha travmatik ve zorlu bir operasyona dönüşür. Bu nedenle genç yaşlarda, gelecekte kesinlikle problem yaratacağı öngörülen tam gömülü dişler için koruyucu bir önlem olarak operasyon planlanabilir. Tamamen hastaya özel yapılan bu fayda ve risk analizi sonucunda eyleme geçilir.

Gömülü ve yarı gömülü dişlerde uygulanan 20'lik diş çekimi teknikleri arasında ne fark vardır?

Ağız içindeki konumlarına göre yirmilik dişler temelde tam gömülü ve yarı gömülü olmak üzere ayrılırlar ve her ikisinin yarattığı sorunlar birbirinden çok farklıdır. Tam gömülü bir diş, üzeri tamamen çene kemiği ve kalın bir diş eti dokusuyla örtülü olduğu için ağız ortamıyla hiçbir teması olmayan diştir. Ağız içindeki yiyecek artıkları veya bakteriler bu dişe ulaşamaz. Bu nedenle tam gömülü dişler nadiren iltihaplanır, daha çok kist oluşumu veya komşu dişe baskı gibi sessiz ve derinden ilerleyen problemlere yol açarlar.

Yarı gömülü dişler ise klinik tablonun en asi ve en problemli üyeleridir. Dişin sadece küçük bir kısmı, genellikle çiğneyici yüzeyinin bir köşesi diş etini delerek ağız içine çıkmıştır, geri kalanı hala diş eti ve kemik altındadır. İşte bu yarım çıkmış dişin üzerini yorgan gibi örten o gevşek diş eti parçası, ağızdaki bakteriler ve yediğimiz yemek artıkları için inanılmaz bir saklanma alanı yaratır. Fırça kıllarının asla giremeyeceği bu karanlık, sıcak ve nemli cepte biriken bakteriler kısa sürede çoğalarak bölgeyi enfekte eder. Bu duruma perikoronit adı verilir. Hastanın yüzü şişer, yutkunmakta zorlanır, ağzında sürekli paslı bir tat hisseder ve dayanılmaz bir ağrı yaşar. Bu enfeksiyon döngüsü diş oradan alınmadığı sürece antibiyotiklerle geçici olarak bastırılsa da sürekli tekrarlamaya mahkumdur.

Operasyon öncesinde detaylı planlama için 20'lik diş çekimi sürecinde hangi röntgenlere ihtiyaç duyulur?

Başarılı, sorunsuz ve güvenli bir operasyonun en büyük sırrı, sürprizlere yer bırakmayan kusursuz bir ön hazırlıktır. Doktorunuz koltuğa oturduğunuzda doğrudan işleme başlamaz; öncelikle o dişin çene kemiği içindeki gizli dünyasını haritalandırması gerekir. Bu haritalandırma için başvurduğumuz ilk ve en temel yöntem panoramik röntgenlerdir. Panoramik röntgen, tüm alt ve üst çeneyi, bütün dişleri, sinüs boşluklarını ve çene eklemlerini tek bir geniş karede bize sunar. Dişin genel açısı, gömüklük seviyesi ve komşu dişlerle olan ilişkisi bu görüntü üzerinden rahatça analiz edilir.

Ancak panoramik röntgenler iki boyutlu görüntülerdir. Özellikle alt çenede yer alan yirmilik dişlerin kökleri, hemen altlarından geçen ve alt dudağımıza dokunma hissini veren çok önemli bir ana sinir hattına inanılmaz derecede yakın olabilir. İki boyutlu bir görüntüde dişin kökü sinirin tam üzerindeymiş gibi görünebilir, oysa gerçekte sinir dişin çok önünden veya arkasından geçiyor olabilir.

Röntgenlerde aranan kritik detaylar şunlardır:

  • Köklerin tam şekli
  • Sinir kanalına olan mesafe
  • Kist yapılarının boyutu
  • Üst çenede sinüs boşluğu sınırı

Eğer panoramik görüntüde sinir ve kök arasında şüpheli ve tehlikeli bir yakınlaşma tespit edilirse, hiçbir riske girmemek adına derhal üç boyutlu dental tomografiye (CBCT) başvurulur. Tomografi, çeneyi milimetre milimetre dilimleyerek ekrana yansıtır. Bu sayede sinirin dişin tam neresinden geçtiği, köklerin siniri sarıp sarmadığı üç boyutlu olarak kesin bir şekilde tespit edilir ve ameliyat planı bu milimetrik verilere göre sıfır hata payıyla kurgulanır.

Bir hastanın yaşayacağı 20'lik diş çekimi sürecinin zorluğunu hangi anatomik unsurlar belirler?

Her yirmilik diş operasyonu birbirinin aynısı değildir; bazıları dakikalar içinde tereyağından kıl çeker gibi biterken, bazıları ciddi bir cerrahi mesai ve ustalık gerektirir. Hastalar genellikle "Arkadaşımın dişi beş dakikada çekildi, benimki neden uzun sürdü?" diye merak ederler. Bu süreyi ve zorluğu belirleyen tamamen sizin kendinize has çene anatomisi ve dişinizin içerideki duruş pozisyonudur.

Zorluk derecesini artıran ana faktörler şunlardır:

  • Gömüklük derinliği
  • Köklerin kıvrım yapısı
  • Çene kemiğinin yoğunluğu
  • Dişin yatay açılanması
  • Çene ekleminin esnekliği

Örneğin öne doğru hafif eğik duran ve yüzeye yakın bir dişin çıkış yolu genellikle açıktır ve kısa sürede alınabilir. Ancak geriye, yani çene eklemine doğru tamamen ters bir açıyla yatan bir dişe ulaşmak, hem aletlerin o bölgeye girmesi hem de görüş açısının darlığı nedeniyle oldukça zordur. Bunun yanında köklerin yapısı çok belirleyicidir. Bazı yirmilik dişler tek ve konik bir köke sahipken, bazıları çapa gibi birbirinden ayrık, uçları kanca gibi kıvrık üç dört farklı köke sahip olabilir. Bu kanca gibi kıvrılan kökler çene kemiğine sıkıca tutunduğu için, dişi yerinden oynatmak tek parça halinde imkansız hale gelir. Ayrıca yaş ilerledikçe çene kemiğinin esnekliğini kaybedip porselen gibi sertleşmesi de dişin yuvasından esneyerek çıkmasını zorlaştıran çok önemli bir anatomik faktördür.

Koltuğa oturduğunuzda cerrahi bir 20'lik diş çekimi işlemi adım adım nasıl ilerler?

Cerrahi kelimesi genellikle insanlarda büyük bir korku ve endişe uyandırır, ancak modern diş hekimliğinde uygulanan cerrahi protokoller tamamen dokuya saygı ve minimum travma prensibi üzerine kuruludur. Koltuğa oturduğunuzda ilk ve en önemli adım bölgenin derinlemesine uyuşturulmasıdır. İlgili sinir uçlarına yapılan lokal anestezi sayesinde, işlem yapılacak bölge tamamen hissizleşir. Anestezinin tuttuğundan emin olunduktan sonra, gömülü dişe ulaşabilmek için diş eti nazikçe aralanır ve kemik yüzeyi görünür hale getirilir.

Diş genellikle çene kemiğinin içine hapsolmuş durumdadır ve çıkabilmesi için üzerindeki kemik bariyerinin bir miktar kaldırılması gerekir. Bu aşamada kullanılan özel dönen aletler, kemiğin aşırı ısınıp ölmesini engellemek için sürekli olarak steril serum fizyolojik suyu fışkırtarak çalışır. Hastalar bu sırada yoğun bir su sesi ve titreşim hissederler ancak kesinlikle acı duymazlar. Kemik engeli aşıldıktan sonra, koca bir mobilyayı dar bir kapıdan bütün olarak çıkarmaya çalışıp kapı kasasını kırmak yerine, mobilyayı parçalayıp rahatça çıkarmak mantığı uygulanır. Diş, çene kemiğine ve sinirlere zarar vermemek için kendi içinde birkaç küçük parçaya bölünür ve her bir parça yuvasından çok nazikçe çekilerek alınır. İşlem bittikten sonra bölge iyice yıkanır, temizlenir ve diş eti dokusu kendi kendine eriyen veya bir hafta sonra alınacak olan dikişlerle kapatılarak operasyon sonlandırılır.

İltihaplı bir diş söz konusu olduğunda 20'lik diş çekimi sırasında acı hissedilmesi mümkün müdür?

İnsanların diş hekimi koltuğundan kaçmasının altındaki en büyük psikolojik sebep ağrı duyma korkusudur. Sağlıklı koşullarda, doğru dozda ve doğru bölgeye uygulanan bir lokal anestezi altında hastanın kesme, delme veya çekme işlemlerine dair herhangi bir acı hissetmesi biyolojik olarak imkansızdır. Hissedilen tek şey, doktorun dişi oynatırken çenenize doğru uyguladığı fiziksel itme ve çekme baskısıdır; bu bası hissi dokunma sinirleri üzerinden beyne iletildiği için anestezi tarafından engellenmez ancak acı verici bir his değildir.

Fakat madalyonun diğer yüzünde, aktif olarak şişmiş, apseli ve şiddetli enfeksiyonlu bir diş tablosu vardır. Bakterilerin çoğaldığı iltihaplı bölgelerde dokuların pH değeri ciddi şekilde düşer ve ortam yüksek derecede asidik bir hal alır. Diş hekimliğinde kullandığımız anestezik solüsyonlar ise yapısal olarak bazik, yani alkali karakterdedir. Siz bu asidik cehenneme bazik bir ilaç enjekte ettiğinizde, kimyasal bir reaksiyon gerçekleşir ve ilaç, sinir hücresinin içine sızıp onu uyuşturamadan ortamdaki asit tarafından parçalanıp etkisiz hale getirilir. İşte hastaların "Bana üç iğne yaptılar ama yine de uyuşmadı, canımdan can gitti" dedikleri kabus senaryosu budur. Bu kimyasal gerçeği bilen bilinçli hekimler, aktif ve akut enfeksiyonlu bir dişe o an dokunmazlar. Hastaya önce uygun bir antibiyotik tedavisi başlanarak dokudaki asidik ortam normale döndürülür ve operasyon birkaç gün sonraya, anestezi ilacının yüzde yüz çalışacağı güvenli bir zamana ertelenir.

Operasyon tamamlandıktan sonra iyileşmeyi hızlandıran 20'lik diş çekimi ilaç protokolleri nelerdir?

Zorlu bir diş operasyonunun ardından koltuktan kalkmanız, tedavinin bittiği değil sizin evde yürüteceğiniz iyileşme sürecinin başladığı anlamına gelir. Dokuya yapılan cerrahi müdahalenin büyüklüğüne göre vücudun vereceği tepkileri kontrol altında tutmak için bir dizi farmakolojik destek uygulanması şarttır. Bu ilaçlar hem sizin konforlu bir hafta geçirmenizi sağlar hem de açık olan yara bölgesinin dışarıdan gelecek tehditlere karşı korunmasında kalkan görevi görür.

Reçetenizde genellikle bulunacak ilaç türleri şunlardır:

  • Antibiyotikler
  • Antiinflamatuar ağrı kesiciler
  • Kortikosteroidler
  • Antiseptik ağız gargaraları

Eğer dişin etrafında operasyon öncesinde bir enfeksiyon varsa veya kemik kaldırma işlemi çok geniş çaplı yapılmışsa, olası bir kemik iltihabını önlemek amacıyla antibiyotik kullanımı hayati önem taşır ve kutu bitene kadar saatine saatine içilmelidir. Ağrı kesicilerin kullanımı ise çok daha stratejiktir; anestezinin uyuşturucu etkisi yüzünüzden tamamen geçmeden ilk ağrı kesiciyi yutmanız istenir. Böylece ilaç kana karışır ve uyuşukluk bittiği anda ağrı dalgası beyninize hiç ulaşamadan kesilmiş olur. Ayrıca ağrı kesici grubunun ödem azaltıcı etkisi de şişliği baskılar. Çok zorlu geçen, uzun süren cerrahilerde ise yanakta oluşacak devasa bir şişliği ve çene kitlenmesini engellemek için sadece iki veya üç gün kullanılacak çok düşük dozlu ödem çözücü özel ilaçlar tedaviye dahil edilebilir.

Pıhtı oluşumunu korumak adına 20'lik diş çekimi sonrasındaki ilk yirmi dört saatte nelere dikkat edilmelidir?

Cerrahi işlem sonrasındaki ilk yirmi dört saat, yaranın kaderini belirleyen en kritik zaman dilimidir. Diş yuvasından çıkarıldığında kemik içinde bir boşluk kalır ve vücut hemen bu boşluğu kanatarak içini doldurmaya başlar. Saniyeler içinde bu kan jöle kıvamında bir kan pıhtısına dönüşür. Bu pıhtı, yaranın üzerine çekilmiş doğal bir yara bandı, kemik hücrelerinin ve diş eti hücrelerinin içine girip yeni dokuyu inşa edeceği biyolojik bir iskelettir. Hastanın evdeki en büyük ve tek görevi, bu pıhtıyı gözü gibi korumak ve yerinden oynatmamaktır.

İlk gün kesinlikle yapılmaması gerekenler şunlardır:

  • Tükürmek
  • Ağzı çalkalamak
  • Pipet kullanmak
  • Sigara içmek
  • Sıcak duş almak
  • Egzersiz yapmak

Ağzınızda biriken kanlı tükürüğü sürekli lavaboya tükürmek, ağız içinde korkunç bir negatif basınç, yani vakum etkisi yaratır. Bu vakum, henüz kemiğe tam tutunamamış o taze pıhtıyı yerinden vakumlayarak söküp atar ve kanamanın yeniden şarıl şarıl başlamasına sebep olur. Aynı şekilde içecekleri pipetle hüpürdeterek içmek de ağızda aynı yıkıcı vakum etkisini yaratır. Bu yüzden ilk gün ağızda biriken tükürük yutulmalı, suyu normal bardaktan içmeli ve pıhtının bölgeye sağlamca yerleşmesi için sessiz, sakin ve yatay bir istirahat pozisyonuna geçilmelidir.

Yara yerinin zarar görmemesi için 20'lik diş çekimi işleminden sonra nasıl bir beslenme düzeni uygulanmalıdır?

Operasyondan sonra dudaklarınız, diliniz ve yanağınız hala anestezinin etkisi altında olacağı için hissizdir. Bu uyuşukluk tamamen geçene kadar, yani yaklaşık üç ila dört saat boyunca hiçbir şey çiğnememelisiniz. Aksi takdirde farkında olmadan yanağınızı veya dudağınızı korkunç bir şekilde ısırıp parçalayabilirsiniz ve bunu o an kesinlikle hissetmezsiniz. Uyuşukluk geçtikten sonra ise beslenme düzeniniz yara yerine zarar vermeyecek şekilde yeniden kurgulanmalıdır. Sıcak gıdalar kan damarlarını genişletip kanamayı tetikleyeceği için ilk günlerde tüm gıdalar oda sıcaklığında veya soğuk tüketilmelidir.

Beslenme rutininize dahil edebileceğiniz güvenli gıdalar şunlardır:

  • Süzme yoğurt
  • Ilıtılmış çorba
  • Meyve püresi
  • Dondurma
  • Patates püresi
  • Muz
  • Yumuşak peynir
  • Süt

Beslenirken özellikle dikkat etmeniz gereken bir diğer konu da gıdaların dokusudur. Fındık, fıstık, cips gibi sert ve keskin kenarlı gıdalar açık yara bölgesine batarak dikişleri koparabilir veya yeni oluşan dokuyu zedeleyebilir. Ayrıca susam, çörek otu, çilek çekirdeği, pirinç gibi küçük taneli gıdalardan da kesinlikle uzak durulmalıdır. Bu küçük taneler direkt olarak çekim boşluğunun içine kaçıp orada hapsolabilir ve bölgenin ciddi şekilde iltihaplanmasına zemin hazırlayabilir. İyileşmenin ilk beş günü boyunca ağırlıklı olarak sıvı ve çiğnemeye çok ihtiyaç duymayan püre formundaki gıdalarla beslenmek en güvenli yöntemdir.

Çok şiddetli ağrılara sebep olan kuru soket problemi 20'lik diş çekimi sonrasında neden meydana gelir?

Diş çekimi geçiren hastaların internette araştırma yaparken karşılaşıp en çok korktukları tablo tıbbi adıyla alveolit, halk arasındaki bilinen adıyla kuru soket durumudur. Bu durum tamamen az önce bahsettiğimiz o hayati kan pıhtısının kaybedilmesi sonucu ortaya çıkar. Eğer hasta uyarılara aldırmayıp ilk günlerde şiddetli şekilde tükürür, ağzını gargara ile basınçlı şekilde çalkalar veya en kötüsü peş peşe sigara içerse, çekim boşluğunu koruyan pıhtı eriyerek veya yerinden sökülerek kaybolur.

Pıhtı ortadan kalktığında, çene kemiğinin o çıplak, hassas ve sinir uçlarıyla dolu iç duvarları doğrudan ağız ortamındaki havaya, soğuk suya ve yemek artıklarına maruz kalır. Bu durum genellikle operasyondan hemen sonra değil olaydan üç veya dört gün sonra aniden başlar. Hasta bir anda kulağına, şakağına ve hatta boynuna kadar vuran, ağrı kesicilerin hiçbir işe yaramadığı, geceleri uykudan uyandıran zonklayıcı bir ağrıyla karşılaşır. Ağzında sürekli çok kötü bir koku ve paslı bir tat vardır. Bu durum yaşandığında evde yapılabilecek hiçbir şey yoktur. Derhal doktora gidilmelidir. Doktor bölgeyi özel serumlarla yıkayıp yemek artıklarından arındırır ve kemiğin üzerine ağrıyı dakikalar içinde kesen, karanfil yağı kokulu özel medikal patlar yerleştirerek kemiğin üzerini suni olarak örter. Kuru soket riskini sıfıra indirmenin en kesin yolu operasyon sonrası ilk yetmiş iki saat sigaradan tamamen uzak durmaktır.

Vücudun bir tepkisi olan şişlik ve morarma 20'lik diş çekimi sonrasında ne kadar sürer?

Cerrahi bir müdahale sonrasında hastalar aynaya baktıklarında yanaklarında ceviz, hatta bazen mandalina büyüklüğünde bir şişlik gördüklerinde haklı olarak paniğe kapılırlar. Ancak bu şişlik, işlerin kötüye gittiğinin değil tam aksine vücudunuzun bağışıklık sisteminin tıkır tıkır çalıştığının ve orayı iyileştirmek için bölgeye kan hücum ettirdiğinin en net kanıtıdır. Kemik kaldırılması ve doku kesisi, biyolojik olarak bir travmadır. Vücut bu travma bölgesine onarım hücrelerini, proteinleri ve sıvıları göndererek orada bir enflamasyon (ödem) oluşturur. Bazı durumlarda derialtı dokusuna hafif kan sızmaları nedeniyle ciltte sarı, yeşil veya mor renk değişimleri de eşlik edebilir.

Bu doğal şişliği kontrol altında tutmak ve çok büyümesini engellemek için ilk kırk sekiz saat boyunca yanağa dışarıdan buz aküleriyle soğuk kompres yapmak altın kuraldır. Soğuk, kan damarlarını büzüştürerek bölgeye gereksiz sıvı akışını yavaşlatır. Ayrıca cerrahi sonrası çene kaslarındaki iltihabi reaksiyon, kasların kendisini koruma içgüdüsüyle kasılmasına neden olur. Trismus adı verilen bu durum yüzünden ağzınızı ilk günlerde sadece bir parmak girecek kadar açabilirsiniz, bu son derece normaldir. Üçüncü günden itibaren buz uygulaması tamamen bırakılmalı ve sıcak havlu veya sıcak su torbasıyla ılık komprese geçilmelidir. Ilık uygulama, kaslardaki spazmı çözer, kan dolaşımını rahatlatır ve yüzdeki şişliğin hızla dağılmasını sağlar. Çenenizi zorlamadan yapacağınız hafif açma kapama egzersizleri de kasılmayı kısa sürede ortadan kaldıracaktır.

Alt çeneye uygulanan zorlu bir 20'lik diş çekimi dudaklarda geçici veya kalıcı uyuşukluk bırakır mı?

Alt çene yirmilik diş operasyonlarını diğer tüm diş çekimlerinden ayıran ve hem doktorun hem de hastanın bilincinde olması gereken çok özel bir anatomik komşuluk vardır. Çene kemiğimizin tam ortasından, adeta kemiğin içine döşenmiş kalın bir elektrik kablosu gibi bir sinir kanalı geçer. Bu sinir, alt dudağımızın ve çene ucumuzun dokunma hissini beyne iletmekle görevlidir. Bazı hastaların yirmilik diş kökleri bu sinir kanalına öylesine yakındır ki kökler kanalın hemen üzerinde bitebilir veya nadiren kanalın etrafını kanca gibi sarabilir.

İşte köklerin sinirle iç içe geçtiği bu spesifik vakalarda, dişi yuvasından oynatıp çıkarırken sinir dokusuna istemeden dolaylı bir baskı uygulanabilir veya sinir kılıfında hafif bir gerilme oluşabilir. Ameliyat sonrası anestezi ilacının etkisi tüm yüzünüzden geçerken, alt dudağınızın sadece bir yarısında ve çene ucunuzda uyuşukluk, iğne batması hissi veya karıncalanma devam edebilir. Parestezi adı verilen bu durum hastaları çok korkutsa da vakaların yüzde doksan dokuzunda tamamen geçicidir. Tıpkı üzerine uzun süre oturduğunuzda bacağınızın uyuşması ve kalktığınızda yavaş yavaş açılması gibi, gerilen sinir dokusu da zamanla kendini onarır. Ancak sinir hücrelerinin iyileşme hızı çok yavaş olduğu için bu uyuşukluğun tamamen ortadan kalkması haftalar, bazen birkaç ay sürebilir. Bu onarım sürecini maksimum hıza ulaştırmak için yüksek doz B1, B6 ve B12 vitamini kompleksleri içeren ilaç tedavileri ve bölgeye uygulanan düşük seviyeli lazer terapileri hücrelerin yenilenmesine büyük destek sağlar.

Farklı sistemik rahatsızlıkları bulunan hastalarda 20'lik diş çekimi öncesinde hangi önlemler alınmalıdır?

Sağlıklı bir bireyde standart prosedürlerle ilerleyen cerrahi süreçler, vücudunda kronik sistemik rahatsızlıkları bulunan hastalarda çok daha detaylı ve tıp doktorlarıyla işbirliği içinde yürütülmesi gereken özel bir yola girer. Ağız içi, vücudun geri kalanından bağımsız bir kutu değildir; genel sağlık durumunuz pıhtılaşma kapasitenizden enfeksiyon direncinize kadar her detayı doğrudan etkiler.

İşlem öncesinde mutlaka değerlendirilmesi gereken durumlar şunlardır:

  • Diyabet
  • Kalp hastalıkları
  • Tansiyon problemleri
  • Kanama bozuklukları
  • Kemik erimesi

Örneğin kalp kapakçığı ameliyatı geçirmiş veya pıhtı atma riski taşıyan ve her gün düzenli olarak kan sulandırıcı (antikoagülan) ilaç kullanan bir hastanın ilacını kendi kendine bırakıp diş çektirmesi hayati risk taşır. İşlem sırasında veya sonrasında durdurulamayan sızıntı şeklinde kanamalar yaşanabilir. Bu hastalarda işlemi yapacak diş hekimi, hastanın kardiyoloji uzmanıyla görüşerek ilacın dozunu ayarlar veya geçici süreliğine farklı bir iğne tedavisine geçiş yaptırır. Aynı şekilde kontrolsüz diyabeti olan kan şekeri sürekli yüksek seyreden bir hastada yara yeri asla düzgün bir şekilde kapanmaz ve cerrahi bölge hızla mikrop kapar. Kemik erimesi (osteoporoz) nedeniyle veya kanser tedavisi sürecinde özel kemik ilaçları kullanan hastalarda ise çene kemiğinin kendini besleme kapasitesi çok düşüktür. Bu tarz kemik ilaçları kullanan kişilerde rastgele diş çekimi yapıldığında çene kemiğinde iyileşmeyen ölü kemik dokuları oluşabilir. Bu yüzden tüm tıbbi geçmişin eksiksiz olarak hekime bildirilmesi son derece kritik bir zorunluluktur.

Uzun vadeli tam iyileşme için 20'lik diş çekimi sonrasında ağız ve diş fırçalama hijyeni nasıl sağlanmalıdır?

Operasyonun teknik olarak başarılı geçmesi tek başına yeterli değildir; ağız içinin temiz ve bakterilerden uzak tutulması, iyileşme sürecinin sorunsuz tamamlanmasının bel kemiğidir. Ağız içi her gün milyonlarca bakteriyle, yiyecek artığıyla dolup taşan oldukça kirli bir ortamdır ve bu ortamda devasa bir açık yara ile yaşamak büyük bir özen gerektirir. İlk yirmi dört saat ağzın çalkalanmaması ve tükürülmemesi kuralından bahsetmiştik. Ancak bu süre dolduktan sonra, yara yerini korumak bahanesiyle diş fırçalamayı tamamen bırakmak yapılabilecek en büyük hatadır. Diğer dişlerin üzerinde biriken plaklar ve bakteriler hızla dikişli bölgeye hücum ederek iltihaplanmaya yol açar.

İkinci günden itibaren, diş fırçasının kıllarını dikişli alanın üzerine doğrudan ve sert bir şekilde sürtmeden, ağzın geri kalanındaki tüm dişler her zamanki gibi titizlikle fırçalanmalıdır. Yara bölgesindeki dikişlerin üzeri ve etrafı ise sadece fırçanın ucuyla çok hafif dokunuşlarla süpürülmelidir. Diş fırçasının ulaşamadığı bakteriyel alanlar için hekimin reçete edeceği klorheksidin içerikli antimikrobiyal gargaralar kullanılabilir. Eğer kimyasal gargara kullanılmak istenmiyorsa, bir su bardağı ılık suyun içine atılacak bir çay kaşığı tuz ile hazırlanan ev yapımı tuzlu su gargarası, bölgedeki ödemi alıp mikropları öldürmede mucizevi bir doğal antiseptik görevi görür. Dikişler alındıktan veya eridikten sonra o bölgede büyük bir boşluk kalacaktır. Çene kemiğinin o boşluğu içeriden dışarıya doğru yeni kemik hücreleriyle örerek tamamen düz ve pürüzsüz bir diş eti hizasına getirmesi aylar süren yavaş bir biyolojik inşaat sürecidir.

WHATSAPP
Randevu Talebi